




Atatürk'ün kendi elyazısı ile yazdığı ifadelerden bir kısmına Fotoğraflar bölümünden ulaşılabilir, veya http://rapidshare.com/file
₪ "Ben size manevi miras olarak hiçbir ayet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım bilim ve akıldır. Zaman süratle ilerliyor, milletlerin, cemiyetlerin, fertlerin saadet ve bedbahtlık telâkkileri bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur."
- Kaynak: ATATÜRK, 1933, Milli Eğitim Bakanı Dr.Reşit Galip'e hitaben, İsmet Giritli, Kemalist Devrim ve İdeolojisi
Dine inanan bir insan, ayetleri "dogma" olarak nitelendiremez. Kuran'daki "Allah'ın hükümlerinin asla değiştirilemeyeceğini" belirten ayete atfen "asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur" diyerek Kuran'ın akla aykırı olduğunu söyleyebilen birinin Kuran'a ve dine inandığı düşünülemez.
----
₪ "Türk ulusunun yürümekte olduğu ilerleme ve uygarlık yolunda elinde ve kafasında tuttuğu meşale, pozitif bilimdir."
- Kaynak: ATATÜRK, 1933, 10.Yıl Nutku, Söylev ve Demeçleri
Pozitif bilimin anlamı "deney ve gözlem" yoluyla test edilebilir ve sorgulanabilir bilim demektir. Bir bilginin bilimsel olmasının ölçütü yöntemsel olmasıdır. Bilimsel bilgi objektif, sistemli, tutarlı ve eleştiriye açık bilgidir. Cennet, cehennem, allah, melek, şeytan gibi dini bilgilerin deney ve gözlem yoluyla test edilemeyeceği açıkken, Atatürk'ün Türk ulusuna pozitif bilimleri hedef göstermesinin anlamı bellidir.
----
₪ "Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır."
- Kaynak: ATATÜRK, 1925, Kastamonu Nutku, Söylev ve Demeçleri
Şeyhlik, dervişlik, müritlik, tarikat gibi İslâm dinince kutsal kabul edilen makamlara "medeniyet dışı" yakıştırması yapmıştır.
----
₪ "Muhammed'in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kur'an denir. İslam ananesinde bu ayetlerin Muhammed'e Cebrail adında bir melek vasıtasıyla Allah tarafından vahiy, yani ilham edildiği kabul olunur. Muhammed birdenbire Allah'ın Resulüyüm diyerek ortaya çıkmamıştır. O, Arapların ahlak ve adetlerinin pek fena ve iptidai ve islaha muhtaç olduğunu anlamış, bunları islah için tenha yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sonra kendisinde vahiy ve ilham fikri doğmuştur."
- Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Tarih kitabı
İslâm'a inanan bir insan İslâm peygamberine saygı gereği "Hz.Muhammed" olarak hitap eder. Yalnızca "Muhammed" hitabında bulunabilecek bir kimse ancak İslâm'a inanmayan biri olabilir.
Ayetlerin Allah tarafından Cebrail aracılığıyla vahyedildiği kesin bir dille Kuran'da belirtilirken, "İslam ananesinde böyle kabul olunur" diyerek, bunun bir done değil bir varsayım olduğunu vurgulamıştır.
Muhammed'in, çevresindeki olaylardan etkilenerek vahiy ve ilham fikri ile harekete geçip peygamberlik iddiasında bulunduğunu söylemiştir. Burada vahiyin Allah kelamı değil, Muhammed'in kendi tasarladığı bir fikir olduğunu belirtmektedir. Böyle bir yorumu ancak dinsiz birisi yapabilir.
----
₪ "Prensiplerimiz, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz."
- Kaynak: ATATÜRK, Cumhuriyet Halk Partisi programı, Söylev ve Demeçleri / Cilt 1 / Syf. 389
Kuran ayetlerini "gökten ve gaipten indiği sanılan" "dogmalar" olarak nitelemiştir. Bu yorumu ancak inançsız biri yapabilir.
----
₪ "Türk'ler Arap'ların dinini kabul etmeden evvel de büyük bir millet idi. Arap dinini kabul ettikten sonra, bu din, ne Arapların, ne aynı dinde bulunan Acemlerin ve ne de Mısırlıların vesairenin Türk'lerle birleşip bir millet teşkil etmelerine hiçbir şekilde tesir etmedi.. Bilakis, Türk milletinin milli rabıtalarını gevşetti, milli hislerini, milli heyecanını uyuşturdu. Bu pek tabii idi. Çünkü Muhammed'in kurduğu dinin gayesi milliyetlerin fevkinde şamil bir Arap milliyeti siyasetine müncer oluyordu. Bu arap fikri ümmet kelimesi ile ifade olundu. Muhammed'in dinini kabul edenler, kendilerini unutmağa hayatlarını Allah kelimesinin her yerde yükseltilmesine hasr etmeğe mecburdular. Bununla beraber, Allah'a kendi lisanında değil Allah'ın Arap kavmine gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve münacatta bulunacaktı. Arapça öğrenmedikçe Allah'a ne dediğini bilmeyecekti. Bu vaziyyet karşısında Türk Milleti bir çok asırlar ne yaptığını ne yapacağını bilmeksizin adeta bir kelimesinin manasını bilmediği halde Kuran'ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler."
- Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Medeni Bilgiler kitabı
Kuran'a göre islâm "bütün insanlara" gönderilmiş bir dindir. Atatürk'ün islâm'ı "Araplar'ın dini" olarak tanımlaması, İslâm hakkındaki fikrini özetlemektedir.
Aynı şekilde, Kuran'a göre "ümmet" ifadesi de İslâm dinine inanan bütün insanları karşılayan bir kavramdır. Fakat Atatürk, "ümmet" ifadesinin Muhammed'in kabileleri birleştirerek yaratmak istediği "Arap milliyeti" fikrinin sonucu olarak değerlendirmiştir.
İslâm dinine göre Kuran bütün insanlığa gönderilmiştir. Atatürk'e göre ise Kuran: "Allah'ın Arap kavmine gönderdiği Arapça kitap"
Kuran'ı ezberlemek anlamına gelen hafızlık statüsüne Atatürk'ün bakışı: Beynin sulanması.
----
₪ "Evet Karabekir, Arapoğlu’nun yavelerini (uydurmalarını) Türk oğullarına öğretmek için Kuran’ı Türkçe’ye tercüme ettireceğim ve böylece de okutturacağım, ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler."
- Kaynak: ATATÜRK, Kazım Karabekir, Paşaların Kavgası
Kuran hakkında Atatürk'ün değerlendirmesi: Arapoğullarının uydurması.
Kuran'a inanmak: Budalalık ve aldanmak.
----
₪ "Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi dini yoktur. Türkiye'de bir kimsenin fikirlerini zorla başkalarına kabul ettirmeye kalkışacak kimse yoktur ve buna müsaade edilmez. Hiçkimseye dini fikirlerinden dolayı birşey yapılmaz."
- Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Medeni Bilgiler kitabı
Kuran'a göre devlet Kuran hükümleriyle, yani şeriat hukukuyla yönetilir, devlet islâm devletidir. Atatürk'e göre ise devletin resmi dini yoktur.
----
₪ "Bizi yanlış yola sevk eden habisler, biliniz ki çok kere din perdesine bürünmüşlerdir."
- Kaynak: ATATÜRK, 1923, Adana Nutku, Söylev ve Demeçleri
Atatürk'e göre din, insanları yoldan saptıran habis (tdk tanımı: alçak, soysuz)ların aracıdır.
----
₪ "Hırkasıdır diye bir palaspareyi hilafet alameti ve imtiyazı olarak altın sandıklara koydular halife oldular. Gah şarka, cenuba, gah garba veya her tarafa saldıra saldıra Türk Milletini Allah için, peygamber için, topraklarını, menfaatlerini benliğini unutturacak, Allah'a mütevekkil kılacak derin bir gaflet ve yorgunluk beşiğinde uyuttular."
- Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Medeni Bilgiler kitabı
İslâm dinince kutsal kabul edilen ve halen Topkapı müzesindeki kutsal emanetler bölümünde sergilenen Muhammed'in hırkasına Atatürk yorumu: Palaspare. (tdk tanımı: pasaklı, yırtık giysi)
İslâm dininde kutsal kabul edilen ve Allah'ın emri olan "cihad" hakkında: Millete benliğini unutturan gaflet uykusu.
----
₪ "Hürriyet insanın düşündüğünü ve dilediğini mutlak olarak yapabilmesidir. Bu tarif Hürriyet kelimesinin en geniş manasıdır. İnsanlar bu manada hürriyete hiçbir zaman sahip olamamışlardır ve olamazlar. Çünkü malumdur ki insan, tabiatın mahlukudur. İptidai insanların, tabiatın herşeyinden, gök gürültüsünden, geceden, taşan bir nehirden ve vahşi hayvanlardan ve hatta birbirlerinden korktuklarını biliyoruz. İlk his ve düşüncesi korku olan insanın her düşünce ve dileğinin mutlak surette yapmaya kalkışmış olması düşünülemez. İptidai insan kümelerinde ata korkusu ve nihayet büyük kabile ve kavimlerde ata korkusu yerine kaim olan Allah korkusu insanların kafalarında ve hareketlerinde hesapsız memnular yaratmıştır. Memnular ve hurafeler üzerine kurulan bir çok adetler ve ananeler, insanları düşünce ve harekette çok bağlamıştır, o kadar ki düşünce ve hareket serbestisi gibi bir hak mefhum malum olmamıştır. Cemaatlerin başına geçebilen adamlar, cemaati Allah namına idare ederdi."
- Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Medeni Bilgiler kitabı
Dine göre insan Allah'ın mahluku(yarattığı)dır, Atatürk'e göre ise tabiatın(doğanın) mahlukudur. Atatürk dinlerin "yaratılış teorisi"ne inanmaz.
Atatürk'e göre dinlerin doğuş sebebi: İptidai(ilkel) insanların tabiat olaylarından korkarak, bu korkunun zamanla ata korkusu, en sonunda da Allah korkusuna dönüşmesi. Bundan hareketle hesapsız memnular(yasaklar) ve hurafeler üzerine kurulu ananeler(gelenekler) yaratılması.
----
₪ "Arabistan'ın muhtelif yerlerinde insan heykellerinden ve nebat resim ve suretlerinden ibaret ağaçtan ve taştan putların muhafazasına mahsup yerler vardı. Muhammed'in neş'et etmiş olduğu Mekke'de ki Kabe denilen mabet bu yerlerin en büyüklerinden idi. İbrahim oğlu İsmail ile birlikte Kabe'yi bina etmişlerdi. Cebrail kendilerine o zaman beyaz ve mücella olan Haceriesvedi getirmişti, bu taş sonradan günahkarların ellerini sürmelerinden dolayı kararmıştı. Bunların hepsi, bittabi sonradan uydurulmuş masallardır."
- Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Tarih kitabı
Kuran'da Kabe'nin kuruluşu ve yapılışı ile ilgili bilgilere Atatürk yorumu: Uydurulmuş masallar.
----
₪ "Medineniler ile Mekkeliler arasında derin bir düşmanlık ta vardı. Muhammet te Mekke'den kalkıp Medine'ye kaçtı. Buna Hicret denildi."
- Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Tarih kitabı
İslâm'a inanan hiçbir müslüman, Hicret hakkında "Mekke'den kalkıp Medine'ye kaçtı" demez.
----
₪ "Din dediği şey, bilinmeyen inanç dizgelerine ve gizle karışık emellere kör bağlılıktan başka birşey değildir. Tarih bize öğretir ki, bütün dinler, milletlerin cehaletlerinin yardımıyla, utanmaksızın Tanrı tarafından gönderildiğini söyleyen adamlar tarafından tesis olunmuştur. Tüm dönemlerde toplumun kutsallaştırdığı boş düşüncelerden tehlikesizce sıyrılmak imkansızdır."
- Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Medeni Bilgiler kitabı
Atatürk'e göre din: Bilinmeyen inanç dizgelerine ve gizle karışık emellere kör bağlılık.
Atatürk'e göre peygamber: Milletlerin cehaletlerinin yardımıyla, utanmaksızın Tanrı tarafından gönderildiğini söyleyen adamlar.
----
₪ "Muhammet uzun bir devirdeki tefekkürlerin mahsulü olan ayetleri luzum ve ihtiyaçlara göre takrir ediyordu."
- Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Tarih kitabı
İslâm'a göre Kuran ayetleri Allah tarafından insanlığa gönderilir, Atatürk'e göre ise Muhammed tarafından tefekkür edilerek(üzerinde düşünülerek) toplumun ihtiyaçlarına göre takrir edilir(yerleştirilir).
----
₪ "Tabiatın herşeyden büyük ve herşey olduğu anlaşıldıkça tabiatın çocuğu olan insan kendinin de büyüklüğünü ve haysiyetini anlamaya başladı."
- Kaynak: ATATÜRK, 1931, Lise için yazdığı Medeni Bilgiler kitabı
Kuran'a göre Allah herşeyden büyüktür ve herşeye gücü yetendir; Atatürk'e göre ise tabiat(doğa) herşeyden büyüktür ve herşey doğadır. Atatürk doğanın dışında doğaüstü bir varlık ve güç düşünmez.
===================================
"Atatürk düşmanları"nı nasıl Atatürkçü yapacağız? Atatürk'ü din-iman sahibi, inançlı bir müslüman olarak göstererek mi? MHP'lilerin, bazı İslâmcıların, Adnn Hocacılar'ın, CHP'lilerin, kartel medyanın yıllarca Atatürkçülük maskesi altında halka inandırdıkları ve telkin ettikleri Atatürk bu değil mi zaten? Ve şimdiki AKP'nin de halka tanıttığı Atatürk nasıl? Atatürk'ün laiklik ilkesini Tayyip'in her fırsatta neredeyse "şeriata özgürlük"e getirmesi, artık bu yalan dolanın milleti sinsice uyuşturmaya vardığını gösteriyor. Atatürk'ü yıllardır "dindar" gösterme çabaları bu ülkede neye hizmet ediyor bir sorun kendinize? Atatürk'ü bu millete sevdirmek demek, yalandan bir Atatürk yaratıp halkı kandırmak demek değildir. Bu millet Atatürk'ü, dindar, samimi müslüman, hacı hocayla haşır neşir, tesettürcü Atatürk olarak değil, bilime ve akıla dayanan, deist veya dinsiz Atatürk olarak sevmelidir. Ki toplum artık birazcık ileriye ve medeniyete gidebilsin. Dünyanın din belasına karşı akılla ve bilimle savaştığı bir devirde, bir liderin dinsiz olduğunu açıklamanın tabu olması ancak cehalet içinde yaşayan bir memlekete mahsus olabilir. Gelecek kuşakların Türkiye'sinin çocuklarını nasıl hayal ediyorsunuz, şu an oldukları gibi mi?
Atatürk son derece zeki bir adamdı. Ümmet toplumundan çıkıp millet toplumu yaratma yolunda, saltanat ve hilâfet devletinden cumhuriyet devletini kurma yolunda, elbette ki aptal gibi daha en baştan din karşıtı görüşlerini açıklamayacaktı. Ki bu yolda arkadaşlarını ve milletini arkasına alabilsin. Hatta İslâm'ı övücü sözler söyleyecekti bol bol. TBMM'yi dualarla açtıracaktı. Dinin lüzumundan, Muhammed'in yüceliğinden, İslâm'ın akla mantığa uygunluğundan bahsedecekti. Taa ki... Ta ki önde gelen hedefi olan, bağımsızlığı sağlayıp cumhuriyeti kurduktan sonra, modernleşme yolunda devrimler zincirini başlatana kadar. Bu zinciri sağlama aldıktan sonra, artık nasıl bir genç nesil yaratmak istediğini biliyordu: Akla-mantığa dayalı düşünen, sorgulayan, elinde ve kafasında tuttuğu meşale pozitif bilim olan, hurafelerden arınmış, medeni bir nesil. Bu amaçla, liselerde öğrencilere okutulmak üzere Medenî Bilgiler ve Tarih kitaplarını kendi elyazısıyla yazdı.
Atatürk bir 10 yıl daha yaşayabilseydi, bugünün Türkiye'sine Avrupa imreniyor olurdu!
7/11/2008 | Kategori: -Tarih Suzgeci | Yorum ( 5 ) Yorum yaz! Baglanti
<<Önceki Sayfa |/|Sonraki Sayfa>>
Yorum yaz! :
Arkadasina Gonder!
5yorum yazilmistir
