




Özdemir İNCE
Tarikatlar ve cemaatlerin üniversite oyunları
BAZI sosyolog, siyaset bilimci(!), politikacılar tarafından sivil toplum örgütleri (STÖ) olarak kakalanmak istenen tarikatlar üzerine 2006 yılında da yazılar yazmıştım.
O süreçte 1 Ekim 2006 günü Anadolu üniversitelerinden birinde çalışan bir öğretim üyesinden e-posta aldım. Öğretim üyesi tarikatların şerrinden korktuğu için, doğal olarak kimliğinin ve çalıştığı üniversitenin adının gizlenmesini rica ediyordu. Zaten aradan geçen zaman içinde öğretim üyesinin ve üniversitenin kimliği iyice yaygınlaştı ve anonimleşti.
Prof. Dr. Binnaz Toprak'ın araştırmasında adları verilmeyen, kimlikleri saklanan kişilerin militanlar tarafından nasıl bulunduğunu ve tehdit edildiğini ilgililerden öğrenmiş bulunuyoruz. Öğretim üyesinin e-postasından aktarıyorum:
* * *
"Tarikatlarla ilgili yazılarınızı zevkle okuyorum. Maalesef ülkemizdeki bazı 'sözde aydın'ların, bu grup ve toplulukların çağdaş toplum düzeni için ne denli büyük engel ve tehlike oluşturduklarını görmemeleri belki de görmek istememeleri, Türkiye'nin geleceği konusundaki endişelerimizi artırıyor.
20 yıllık öğretim üyeliğim boyunca, adına tarikat ya da cemaat denen bu oluşumların, nasıl çıkar ilişkileri ile iç içe olduklarını gözlemledim" diye yazıyor.
Cemaat ve tarikat mensuplarının, öğretim üyesi tarafından saptanan bazı marifetleri:
* * *
Asistanlık sınavlarında cemaat mensuplarına önceden soru vermek.
Okul ve bölüm birincilerini, asistanlık sınavına girmemeleri konusunda uyarmak, tehdit etmek, başvuru dilekçelerini almamak ve alınmasını engellemek.
Kendi cemaatlerinden olan kişilerin tez savunma ve yeterlik sınavlarında, jüri üyelerinin kendi cemaat mensuplarından oluşmasını sağlamak. Gerektiğinde kurulmuş jürileri bozdurmak ve uygun bir jüri kurdurmak için "gerçekte onlardan olmayan ancak onlarla iyi geçinmeye çalışan" yönetici ve öğretim üyelerini kullanmak.
Derslerde kız ve erkek öğrencilerin aynı sıralarda oturmasını engellemek.
Kız öğrencilere türban takmaları için baskı yapan veya türban çıkaranları cezalandıran erkek öğrencileri koruyup kollamak.
Mezuniyet not ortalaması, işe girişte önemli olmaya başladıktan sonra, kendi cemaat mensuplarına çok yüksek notlar verip, derece sıralamasını kendilerinden olan öğrenciler lehine değiştirmek.
Kendi cemaat mensuplarının akademik yükselmelerini kolaylaştırmak için "sahte bilimsel dergiler" basmak, bunlara gerçekmiş izlenimi vermek için, (bir kısmı) kendileriyle işbirliği halindeki öğrenim üyelerinin isimlerini hakem listesine yazmak.
Yine cemaat mensuplarının akademik yükselmelerini kolaylaştırmak için, özellikle tıp ve bazı fen bilimleri alanlarında, ilgisiz bilim dallarındaki cemaat mensuplarının isimlerini ortak bir çabayla yapılmış yayınlara yazdırmak. Bazen bazı makalelerde 7-8 isme kadar çıkıyorlar.
Sonuç olarak, yukarıdakilere benzer daha birçok konuda, "kendi aralarında hukuk tanımaz bir dayanışma" içine girip, kendilerinden olmayanları "haksız rekabet"le karşı karşıya bırakıyorlar.
* * *
Tarikat ve cemaat değil bu mübarekler! Sanki organize suç örgütü, mafya gibi çalışıyorlar!..
5/2/2009 | Kategori:
Egitimde Disiplinsizlik
|
Yorum (
5
)
Yorum yaz!
Baglanti
Okullardan kimler mezun ediliyor
Gülsüm YEŞİLDAĞ
İlköğretimde görülen disiplin olayları ancak bu kadar güzel anlatılılır. Sayın Yeşilbağ’ın yazısını aynen sizlerle paylaşmak istedim.
Her eğitim dönemi kendi içinde değerlendirildiğinde pek çok doğru ve yanlış uygulaması olmuştur.
Son dönemlerde atılan en doğru adımlardan biri bence zorunlu eğitim süresini artırmaktı. Bilginin bu kadar hızlı yayıldığı bir dönemde bilginin en doğru ve sıralı verileceği yer tabiî ki eğitim kurumları olmalıydı.
Ama eğitim sistemini hallaç pamuğu gibi atarken, her gün yeni bir uygulamayı olgunlaştıramadan uygulamaya koyan eğitim yöneticileri, bilginin aktarımı yapılırken yönteme bir türlü karar veremiyor. Biz buna alışkınız aslında, nasıl ki liselerde üç yıl uygulaması, kredi uygulaması, hazırlıklı liseler, süperler,......vs. derken seçmeler, yıllarda uzatmalar, kısaltmalar yapıldıysa şimdi aynı bilinmezler ilköğretime kaydı.
Önceden lise öğrencisi öğretmenleri zorlarken, disiplin problemleri yaşarken şimdi bizim mini mini ilköğretim ikinci kademe, eski hesapla ortaokullar onları aratır oldu.
Sadece görmezden gelme, nasihat etme ve affetmeye dayalı disiplin yönetmeliği uygulaması bizi öyle bir noktaya getirdi ki, karar verme, mukayase etme yetisi yeni yeni oluşan ikinci kademe öğrencisi özellikle de okumaya istidadı yoksa okulu bir güç arenası, bir kamp gibi kullanır hale geliyor.
Gelmesi zorunlu olduğu için idare edilmesi gerektiğini fark edecek kadar büyümüş, kimlere gücünün yeteceğini öğrenmiş, hiçbir disiplin kurallarından korkmayan, ceza almayacağından emin öğrenci, öğretmenlerinin ve idarecilerinin sabrını denemeye, sınırları belirlemeye başlıyor ve kendinde hissettiği dokunulamaz gücü etrafa daha da belirtme çabasına giriyor.
İstediği derse giriyor, istediği derse girmiyor; derste öğretmenin ‘sus, konuşma' demesine terbiyesiz ifadelerle ‘sen sus' diyecek kadar cüretkar, teneffüste öğretmenler odasındaki öğretmenini ‘bi gel' diye çağırabilecek kadar pervasız, derste daha önce kavga ettiği ya da ağız dalaşı yaptığı arkadaşını bir anda kalkıp dövecek kadar rahat......
Liselerde eğer güçlü bir idare varsa, öğretmenin arkasında dersini ve prestijini koruması için uygulanacak disiplin kuralları var. Hayata geçirilebilir özelliğe sahip.
İlköğretimde bu yok. Orta öğretime sırf diploma almak için -ailesinin isteğiyle giden- kontrolsüz ve yaptıklarına karşılık ceza almayan ve kendince çok güçlü olarak giden gençler kendilerine söz geçiren, daha güçlü olanlar karşısında eziliyor, diğer zamanlarda başkasına karşı yine efe oluyorlar.
Okul, öğretmen, sadece bilgi değil insanlığı, toplumun uyumlu ve verimli bir bireyi olmayı, iyi
bir vatandaş olmayı da aktarır öğrenciye.
Günümüzde ilköğretimler öğrenciye ne mi veriyor? Sınırsız özgürlük ve kontrolsüz bir güç, karşısında terbiyesizce konuşacağı ve ona nasihatten başka hiçbir şey veremeyen öğretmen, şiddet eğilimlerini uygulayacağı ortam, hak edilmeden alınan diplomalar....
Eğitim zorunlu olabilir ama seviye bu kadar düşürülür, öğretmen aciz bırakılırsa, ceza ancak müdürü dövünce o da okul değiştirme cezası olursa, bu çocuk ilerde neden katil olmasın. Kuralsızca yaşanan hayat daha büyük yanlışlara ortam hazırlar. Biz otorite olmazsak, kural koyamazsak, herkes kendinin otoritesi olur, kurallarını koyar. Biliyoruz ki kontrolsüz güç, güç değildir.
19/5/2007 | Kategori:
Egitimde Disiplinsizlik
|
Yorum (
yok
)
Yorum yaz!
Baglanti
